www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Câmî ve Değişim
Toplumumuzun her alanda geçirmekte olduğu değişimi iyi gözlemlemek, değerlendirmek ve eğitim/kültür politikasını bu gözleme ve millî amaçlara göre daima yeniden gözden geçirmek ve ayarlamak kaçınılmaz olsa gerektir. İşi oluruna bırakmak da, toplum mühendisliğine soyunarak tabîî ve normal değişim ve oluşumları baskıya dayalı tedbirlerle engellemeye ve değiştirmeye çalışmak da çıkmaz yoldur, millete zarar verir.
Meşrûtiyettten Cumhuriyete geçiş yıllarında bir hurâfe edebiyatı furyası başlamıştı, sonradan Günaltay soyadını alan ve başbakan olan müderris (prof.) M. Şemseddin yazdığı bir kitabın adını "Hurâfâttan Hakikata" koymuştu. M. Akif, Ahmed Naim, Aksekili Ahmed Hamdi gibi İslâmcılar da bid'at ve hurâfelerden arındırılmış bir din projesi üzerinde çalışıyor, yazılar yazıyorlardı. Bu zevâtın örnek olarak kullandıkları hurâfe ihtivâ eden kitaplar arasında, Hopalı bir vâiz yazdığı için "Hubevî" diye de bilinen Dürretü'l-vâ'izîn isimli kitap da vardı; bu kitabın içinde yer alan meşhur "üstüste bindirilmiş deniz, balık, öküz, dünya" varlıkları nazariyesi (!) en çok konuşulan örnekler arasında idi. Bu arada, bid'at ve hurâfelere din sosyolojisi ve eğitimi açısından da bakmak gerektiğini, halkın eline eğitim ve öğretim yoluyla sağlam bir din inancı ve pratiği verilmediği takdirde, bid'at ve hurâfelerle mücadelenin din hayatı bakımından kötü sonuçlar da verebileceği tezini savunanlar da vardı. Eskilerden Kâtip Çelebi'nin, yenilerden Yahya Kemal'in buna benzer tezlerine karşı A. Naim gibi zatlar tasfiyeyi savunuyorlardı. Derken Cumhuriyet dönemi geldi, hurâfe ve bid'ata batmış dînin Türk milletini geri bıraktığı tezinden yola çıkan Cumhuriyetçiler eski din eğitim ve öğretimi kurumlarını kapattılar, eğitim faâliyetlerini yasakladılar, yerine de yenisini koymadılar. Onlara göre "Gerçek mürşid ilim" idi, pozitivistlerin dediği gibi "ilim devri gelmiş, din devri bitmişti", artık milletin dîne de, eğitimine de ihtiyaçları yoktu, bireylerin dinleri olacaksa, bu da kimselerin görmediği, bilmediği yerlerde olmalıydı, kamuya ait alanlarda bulunmamalıydı. Bu program başarı ile sonuçlanırsa câmîler de kendiliğinden kapanırdı. Hâsılı bu dönemde hurâfe ile mücadeleden, din hayatı ile mücadeleye geçiş yapılmıştı. Çok partili döneme girildiğinde yine sosyolojik (daha doğrusu insan bilimleri bakımından) bir hatâ yapıldığı, kapalı kapılar ardında, masa başlarında yapılan değerlendirmelerin, alınan tedbirlerin yanlış ve tutarsız olduğu ortaya çıktı. Hem dünyada modernizm sonrası dönemine giriliyor, dîne dönüş hareketi yaşanıyordu, hem de ülkede, yeraltına indiği için daha da hurâfeli bir din hayatı devam etmişti, alanı dar olan ilim her şeye yetmemişti, toplum/tabiat boşluk kaldıramayacağı için insanlarımız, din ve manevîyat ihtiyaçlarını pek de sağlıklı olmayan yollardan karşılamışlardı. Halk Partisi iktidarının devrilmesiyle sonuçlanan millet irâdesini harekete geçiren dinamiklerin başında (veya önemli bir yerinde) din hayatına getirilen kısıtlamalar ve müdahaleler bulunuyordu. Sonrası malûm: İmam Hatip Okulları, Kur'ân Kursları, Yüksek İslâm Enstitüleri, İlâhiyât Fakülteleri, yayınlar, çoğalan câmîler, canlanan dinî hayat; bu arada yapılan yanlışlar, istismarlar, komplolar... Her parti dîni istismar ettiği halde bunlardan birini öne alıp bütün dinî faâliyetleri de ona bağlayarak yeniden yasaklama, kapatma, kısıtlama ve bastırma dönemine geçiş...
Bütün bunları hatırlama ve hatırlatmama sebep olan olaya gelince: Bayram ile sılayı birleştirmek üzere yola çıktığımızda, Kırıkkale ile Sungurlu arasında, yol üzerinde bulunan bir köyde mola vermiştik; çünkü namaz vakti gelmişti, köyün camii de hemen yolun kıyısında idi. Cemâat dağıldığı için ortalıkta kimse yoktu, câmî eski ile yeniyi -mezcetmemiş, terkip etmemiş- karıştırmıştı, karışık ve yanyana duruyordu. Mimari ilkeldi ama câmî idi, bina eski idi ama boyası yeniydi ve kısmen yağlıboya idi, minberi, mihrabı eski ve biçimsizdi ama beş tane gâyet güzel ve kullanışlı elektrikli ısıtıcı vardı, avizesi yoktu ama floresans lâmbaları vardı. Bunlardan daha önemlisi ise kitaplardı. Kalın duvarların pencere oyuklarına konmuş kitaplara baktım; burada da eski ile yeni yanyana idi, henüz biri diğerini kovmamıştı, fakat birinin yanına diğeri de gelmişti. Eskimiş olduğu halde burada hâlâ duran ve yeni baskılarından okunan iki kitap "İlâhîli Dua Kitabı" ile yukarıda sözünü ettiğimiz Hubevî idi. Yenilerden iki kitap Celâl Yıldırım'ın Fıkıh kitabı ve Yeni Şafak Gazetesinin dağıttığı M. Esed'in meâli "Kur'ân Mesajı". İlâhîli Dua kitabını açtım, karşıma çıkan sayfadaki bir ilâhîde şöyle diyordu "Kebairden dört bin gider/ La ilahe illallah de". Yani bir kere la ilahe illallah dersen büyük günahlardan (adam öldürme, zinâ, hırsızlık, tefecilik, iftira, yalancı şâhitlik..." dört bin tanesi bağışlanır, tertemiz olursun. Elbette bu uydurma bir rivâyete dayanıyor, aslı astarı yok, hurâfe, ama kitapta yer almış ve hâlâ köy (belki şehir) câmîlerinde okunuyor. Hubevî'nin de içinde buna benzer nice hurâfeler, uydurma rivâyetler var. Ancek öte yanda usûlüne uygun olarak yazılmış, Hanefî mezhebi yanında diğer mezheplerin de ictihadlarına yer veren bir fıkıh kitabı var, Batı insanını hedef kitle olarak aldığı için bize göre aşırı yorumları, hattâ bazan saptırmaları olan (yani oldukça modern) bir açıklamalı meâl var. Bu iki gurup kitabın aynı câmîde bulunması ve -herhalde- okunması bize göre çok önemli bir değişmedir. Bu değişme, devlet merkezli bir programın eseri değildir, toplumun kendi dinamikleri ile oluşan bir değişmedir ve bu bakımdan sağlıklıdır. Câmî hocası ve cemâat birbirine zıt din anlayışı ve açıklamaları okuyunca kafasında sorular oluşacak, bunları konuşacak, danışacak, aşmak ve açmak için okumaya ve düşünmeye devam edecektir...
Seyahattan döndükten sonra dünkü Milliyet'te şöyle bir haber okudum: " Samsun'da, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Kurupelit Yerleşkesi'nde yapımı devam eden Ondokuz Mayıs Üniversitesi Câmîsi tamamlandığında, 10 bin kişi ibâdet edebilecek. Câmî, Adana'daki 28 bin kişilik Sabancı Merkez Camii'den sonra Türkiye'nin ikinci büyük câmîsi olacak. DYP Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Sağlam'ın rektör olduğu 1990'da yapımına başlanan ve bugünkü rayiç bedellerle 1 trilyon liraya mal olması plânlanan câmînin yapımı, İlâhiyât Fakültesi karşısında yer alan yerleşkeye hâkim bir tepede sürüyor.Yaklaşık 5 bin 450 metrekaresi kapalı olmak üzere, toplam 10 bin metrekare alanda 2 katlı olarak inşâ edilen câmî külliyesinde ibâdet mahallerinin yanı sıra serbest okuma salonu, kitap deposu, imam ve müezzin lojmanı, kafeterya ve bilgisayar laboratuvarı gibi sosyal tesisler de yer alıyor."
Bir yanda kapatılan üniversite mescitleri, genel olarak câmî yapımına getirilen kısıtlamalar ve engeller, bir yanda çağdaş bir üniversite camii. Kapatma ve kısıtlama bilime ve eşyanın tabiatına aykırı bir gelişme, müdahale, tasarruf; Sağlam'ın teşebbüsü ise olması gerekene örnek. Evet değişme olacak ama tabîî olacak, müspet ve hürriyet içinde olacak, millete ve insanlığa mutluluk, refah ve yeni ufuklar getirecek, insanın yetenek ve imkânlarını daraltmayacak, bir düşünceyi ve ideolojiyi herkese dayatma şeklinde ve yoluyla olmayacak, ferdi ve milleti kendisi olmaktan çıkarmayacak...Bunun da yolu, câmî ve okul kapatmak, din ve düşünce özgürlüklerini kısıtlamak değil, her düşünceye, hürriyet içinde değişme ve gelişme imkânı tanımaktır. Bu ise meselâ üniversitede hem kulüp hem de Sağlam'ınkine benzer câmî açmakla gerçekleşir, evet ancak böyle gerçekleşebilir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler