www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Ahlâkın İki Kaynağı
"Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır
Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır"
Mehmet Akif

Her insanda bir ahlâk vardır, ""insan bir bakıma "ahlâkı olan canlıdır". Ahlâk da iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılır. Yukarıdaki beyitte millî şâirimiz M. Akif, ahlâkı iyi ve yüce kılan, yükselten şeyin, aşkınlığı olmayan beşer bilgisi veya vicdanı olmadığını, dîne imanın insanda hâsıl ettiği Allah bilincinin ve buna bağlı Allah korkusunun, Allah'a olan saygının, O'nun rızâsına aykırı davranmaktan çekinme duygusunun ahlâkı yücelttiğini, iyileştirdiğini haklı olarak ifade ediyor.
Dîne inanmayan ve iyi ahlâk sahibi olmak için dindar olmayı şart koşmayanlar, hattâ dînin ahlâka zarar vereceğini düşünenler insan vicdanının ve doğru bilginin güzel ahlâk için yeterli olduğunu ileri sürüyorlar.
Bir tarafta "din ve iman yoksa ahlâk da yoktur" diyenler, öte tarafta "din varsa ahlâk yoktur" diyenler var. Bu iki ucun ortasında yer alanlar ise "dîni ve ahlâkı oldukları gibi kabûl ediyor, bu ikisi arasında bir diyalogun bulunduğunu, dînin ahlâkı terkip ve teşvik edici bir işleve sahip bulunduğunu" söylüyorlar. Bunlara göre Allah'a inanmak, ahlâk ödevlerinin yerine getirilmesini kolaylaştırmak bakımından yeni bir "çevre" oluşturur. Dîne inanmadığı halde ahlâk ilkelerine uyan bir insanın, dînin ahlâk için geçersiz olduğunu iddia etmesi doğru değildir. Kendi ahlâk problemini kolaylıkla çözebilen insanlar olabilir, ama böyle kimselerin varlığı, bizim ahlâk hayatımızda birtakım yardım ve teşviklere, meselâ dîne ihtiyaç duymamızı gereksiz kılmaz (Bu konu için bak. M. Aydın, Din Felsefesi, s.238-257).
Din ve felsefe cephelerinde yürütülen tartışma, dînin ahlâkla ilişkisi üzerinde cereyân etmektedir, inançlılar ve dindarların yanında felsefecilerin de önemli bir kısmı, dînin ahlâk için -şart olmasa bile- faydalı ve yardımcı olduğunu kabûl etmektedirler. Genel kabûl gören bir başka konu da ahlâkın eğitimle, olmazsa olmaz ilişkisidir. Din gibi ahlâk da yalnızca bir bilgi ve inanç meselesi değildir, ahlâkın hayata geçmesinin, fert ve toplum hayatında etkili olmasının şartı eğitimdir; zamanında ve uygun yöntemlerle din ve ahlâk eğitimi verilmesidir.
İşin teorik yönünü bir yana bırakarak pratiğe geldiğimizde, Türkiye millî eğitiminde yıllardan beri din ve ahlâk eğitiminin verilmediğini görüyoruz. 1970 yıllarda orta öğretime, eğitmek için değil, bilgi vermek ve öğretmek için İslâm ahlâkı dersi konulmak istendiğinde, malûm çevreler buna şiddetle tepki gösterdiler, sonunda İslâm çıkarılarak "Ahlâk Bilgisi" adıyla bir ders kondu, birçok yerde buna da olumsuz tepkiler gösterildi, sonunda ders kaldırıldı. 1980'den sonra "Din Kültürü Ahlâk Bilgisi" adıyla anayasaya da giren mecbûrî bir ders okutulur oldu. Dersin adına dikkât edilsin, dînin kendisi, özü, imanı, ibâdet, talimâtı değil, kültürü; yani dinleri yaşayan insanların, toplulukların ürettikleri düşünce, sanat, örf, âdet vb. öğretilecek. Ahlâkın da eğitimi yapılamayacak, bilgisi verilecek. Bu kadar beşerî ve dünyevî (seküler) bir ders olarak plânlanmış olmasına rağmen o gün bugün bu derse de itiraz edenler, kaldırılmasını isteyenler eksik olmamıştır.
Medyaya, sanat faâliyetlerine bakıyoruz, burada ahlâkın adı var, çok yücelerde bir kavram ama kendi yok, bir şahsın veya gurubun davranışlarını ahlâk açısından değerlendirmeye kalkışanların hemen ağızları tıkanıyor, "Kim kodlamış, onun iyi veya kötü ahlâk olduğuna kim karar veriyor, başkalarını niçin ilgilendiriyor...?" gibi itiraz sesleri yükseliyor.
Bütün bunların sonucunda Türkiye'de her türlü ahlâksızlık kol geziyor; emanet, adâlet, iffet, doğruluk, sadâkat, ahde vefâ (sözünde durmak)... gibi erdemler rafa kaldırılmış. Okuma ve şehirleşme nisbeti arttıkça belli alanlardaki ahlâksızlılar da artıyor. Lisans ve lisans üstü öğrenim görmüş, önemli mevkîlere gelmiş, toplum içinde itibar kazanmış insanlar devleti soyuyorlar, çoğu yoksul, hattâ yoksulluk sınırının altında yaşayan halkın servetini özel mülkiyetlerine geçiriyorlar, haksız servet iktisaplarının ceremesini yoksul halka ödetiyorlar, eşler birbirini aldatıyor, medya aldatmayı meşrûlaştırmaya yönelik programlara yer veriyor, üretilen mal hem çürük üretiliyor, hem de pahalıya satılıyor, insanlar birçok işte ve alanda yalanla kandırılıyor...
Eğer yukarıda örnekleri verilen ahlâk arızalarından şikâyet ediyorsak bunun çaresini aramalıyız. Çare ise ahlâk eğitimidir. Tartışmalar ahlâkın iki kaynağını veya desteğini öne çıkarmaktadırlar: Din ve vicdan. Dîne inananlar onu da devreye sokarak, hattâ merkeze alarak, inanmayanlar ise kendilerine göre ahlâkı hangi temele oturtuyorlarsa oradan hareket ederek insanımıza ahlâk eğitimi vermenin kanallarını açmalı, kurumlarını oluşturmalıdırlar. Unutmayalım ki insanın ahlâksız olanı, canavarın ahlâksız olanından (!) daha kötüdür, daha tehlikelidir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler