www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Örnek Konusunda Yaşadıklarım
İlk örnek alma çağına geldiğimde, ağabeyim yoktu, babam bir demirci esnafı idi ve dünyalarımız arasında bir bağ, bir ortak nokta mevcût değildi; o zaman babaların çoğu böyle idi. Mahallemizin yaşları bizden büyük delikanlılarını, bunların da en yakışıklı, yiğit, bıçkın, yaramazlığı ile dikkât çekmiş olanlarını örnek alırdık. Köşe başında toplanır, bize göre yüksek seviyede olan âdî şeyleri konuşurlar, sağa sola bakarak kimseler görmesin korkusu içinde sigara çekiştirirler ve biz onlara yaklaştığımız zaman o deli eden cümleyi tekrar ederlerdi; "Oğlum sen daha çocuksun, git sütünü em, bu işler sana göre değil...". Biz de onlara büyüdüğümüzü isbat etmek için olmadık şeyler yapmaya kalkışırdık.
Daha ziyade kış geceleri belli odalarda toplanılır, Battâl Gâzî, Ebâ Müslim-i Horasânî, Sîretü'n-Nebî, Hayber Kal'ası ve Kan Kal'ası cenkleri gibi manzum tarih ve tarihi romanlar okunurdu. Ama bu kitaplar birer roman olarak değil, kutsal kitap gibi okunur, aralarda Hz. Peygamber'e (s.a.v.) salât selâm getirilir, olaylara iştirak edilir, taraf ve takım tutulur, ağlanır, gülünür, bazan da uyunurdu. Bizler ya örnek alalım veya hizmet edelim diye bu meclislere götürülürdük. Dinlediklerimizden dolayı hayalî kahramanlarımız, örneklerimiz olmaya başladı.
Evimize babamın ve dedemin dostları gelirdi, geçmişten gelecekten konuşulur, çoğu askerlikle ilgili abartılı ve katkılı hatırâlar anlatılır, yakın tarihte yaşamış büyüklerin menkıbeleri dile getirilir, Osmanlı'dan Cumhuriyete geçişle ilgili vak'alar ve şahıslar hakkında konuşulur, değerlendirmeler yaplırdı. Bu sohbetlerde bazı âlimler, Gazi Osman, Ali İhsan, Nureddin, Deli Halid, Fevzi, Kazım Karabekir Paşalar hatır ve zihinlerimize yerleşti. Televizyon, sinema, gazete, dergi yoktu; dünyamız Türkiye ile, Türkiyemiz de yerleşim alanımız ile sınırlı gibiydi.
İlkokul çağı geldi, okulda öğretmenle karşılaştık; bıyıksız, kravatlı, dili ve davranışları dinden ve yerli değerlerden arındırılmış, (genellikle) eli sopalı, erkek olanları sert ve merhametsiz bir kimlik ve kişilik. Standart dışı olanlar -ki sayıları çok azdı- bir yana bunlar pek kahramanlarımız olamadılar. Ortaokulu bitirmeden tahsile ara vermiştik. Ergenlik ve isyan çağında şehrin efeleri ve kabadayılarına imrendik.
Sinemaya gitme imkânımız sınırlı idi, çoğumuzun evinde radyo da yoktu. Türk sanat mûsikîsini tanımazdık, o biraz da meyhane malı idi. Batı müziği bize hiçbir şey söylemezdi. Dansı başkalarına ait bilirdik. Önceleri türkü söyledik, dinledik, saz çalmaya çalıştık, millî oyunlar (halay vb) oynamayı tecih ettik. Radyo ve plâk biraz çoğalınca Sadettin Kaynak, Münir Nureddin, Selâhaddin Pınar gibi sanat mûsikîsi üstadları ile de tanıştık.
Buraya kadar zikri geçen örnekler ve kahramanların ortak noktası milletine yabancılaşmamış, dîne ve millî değerlere saygılı, imrenilme noktaları din, ahlâk ve tarihçe onaylanabilir olmalarıydı.
Yeniden tahsile döndüğüm zaman 18 yaşıma gelmiş, biraz da medrese usûlü okumuştum. Konya İmam Hatip'te okula başlamıştım. Solcular, milliyetçiler (bunların Irkçı, Anadolucu, Osmanlıcı gibi versiyonları vardı) ve İslâmcılar dergi, gazete ve kitaplarıyla kendilerini arzettiler. Örnek arama ve alma durumunda olan neslin karşısına artık farklı yönleri, ortak niteliklerine ağır basan tipler çıkmış oluyordu; seçimler de farklı oldu. Konya'da bir pansiyonda kalıyordum, her okuldan öğrenci vardı. Ötüken filân gibi eski Türk tarihine ait isimler taşıyan dergileri pansiyona taşıyan Türkçüler ile solcular ve solcu olmadıkları halde, milliyetçiliğin bu türüne karşı olanlar arasında bazan kavgaya varan tartışmalar oluyordu. Derken Bedîüzzeman, Eşref Edip, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Ali Fuat Başgil, Remzi Oğuz Arık'ın kitaplarını okumaya başladık. Hem bu yazarlar ve düşünürler favorilerimiz arasına girdi, hem de onların dünyalarına dahil olduk. Benim gibi az sayıda arkadaşım bunların tamamından -kendi yapısı- bir buket oluştururken, çoğu yeni yetişen; içlerinden birini imam, rehber, baş kahraman ediniyor, onun gibi veya onun dediği gibi olmaya yöneliyordu. Biz din öğrendiğimiz için tarihe intikâl etmiş din kahramanları ile de tanışmıştık; bunlar arasında peygamberler, âlimler, mücahidler, ermişler vardı. Kişiliğimizin oluşmasında bunlar da önemli ölçüde etkili idiler. Din bilgisi ve uygulaması kişiyi temel, belirleyici, diğerlerinin üstünde iki kaynağa götürür: Allah'ın kitabı, Resûlünün (s.a.v.) sünneti. Kitabın ve Resûlün (s.a.v.) örnek alınması iki türlü olur: 1. Daha önce bunları örnek alarak yaşamış ve kemâle ermiş tarihî kahramanları/büyükleri izlemek, onlar aracılığı ile, onların anladığı ve yaşadığı gibi anlamak ve yaşamak. 2. Onlardan yararlanarak doğrudan kaynağa ulaşmak, Kur'ân'la, Hz. Peygamber'le (s.a.v.) aracısız temas kurmak, bunları kendi anlayış, kavrayış, hissediş kapasitesi çerçevesinde örnek edinmek. Bunlardan birinci yol daha kolay olduğu için daha çok kullanılmıştır.
Gazetenin, derginin, kitabın çoğaldığı, okuma yazma oranının arttığı, sinema, tiyatro, televizyon ve bilgisayarın yaygınlaştığı döneme girildi. Dünya küçüldü, örnekler ve kahramanlar iyiden iyiye karıştı, değerler altüst oldu. Bir evin içinde bile ortak değerler azalmaya, her bir bireyin ayrı telden çaldığı bir ortam oluşmaya başladı. Dinî ve millî değerlerimiz öğretim ve eğitim yoluyla yeni nesillere kazandırılmıyor, böyle bir program ve politika mevcût değil. Bebekler bilgisayarla tanıştı, sinemalar evlere girdi, günde birkaç filim seyrediliyor, dizilere "bizimkiler" diyebilmek için iyice zorlanmanız gerekiyor, bize ait olan birçok önemli unsur kasten tıraşlanmış oluyor...
Böyle bir kültür çevresinde düzgün örnek ve kahraman seçimi, başarılması imkânsıza yakın derecede zorlaşmıştır. Yine de çare yok değildir; çare aileyi sağlam kurmak, sağlam tutmak, kişiler ve aileler arasında "dar cemâat" birlikleri/gurupları oluşturmaktır. Üç beş kişi ve ailenin birbirine yakın yaşamaları, devamlı temas içinde olmaları, hayatı ve değerleri paylaşmaları hem koruyucu hem de geliştirici olarak son sığınaktır. Küçük cemâatler birbirine eklendikçe veya aynı hayat tarzını sürdürdükçe büyürler, koruma çemberi genişler, sağlıklı örnek seçimleri mümkün olur, ortak sivil kurumlar oluşur, toplum için zenginlik olan farklı hayat tarzları sunulabilir, tektipleştirmeye "dur" denilebilir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Ramazan Özel
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler