www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Dînin geleceği
Dînin geleceği üzerinde -bilime bağlı- tahmin yürütürken en sağlıklı yöntem, dînin geçmişine, insanla ilişkisine ve insanın kendine yeterliği problemine bakmaktır.
1. İnsanlık tarihine bakıldığında ilkelinden medenîsine bütün dönemlerde ve devirlerde dînin mevcût olduğu, insanların hak veya bâtıl bir dîne inandıkları ve farklı ölçü ve şekillerde de olsa onu hayatlarına soktukları görülmektedir. İlkel insanda olduğu gibi medenî insanın da hayatında dînin bulunması, cahil ve avam takımında olduğu kadar âlim ve havas takımında da dindarlığın var olması, üzerinde önemle durulması gereken bir olgudur.
2. İlkel olsun medenî olsun insanda maddî ve manevî şeklinde ikiye ayrılması mümkün olan ihtiyaçlar vardır. Bitki ve hayvan nevilerinin maddî ihtiyaçları sağlandığında, varlık ve sağlıkları devam eder ve kendilerinden bekleneni verirler. İnsan ise bitki ve hayvanların ihtiyaçlarına ortak olduğu gibi onları aşan ve yalnız kendi nev'inde bulunan ihtiyaçların da muhtacıdır. Kendisiyle devamlı ilgilenen ve hayat yoluna ışık tutan bir Allah'a inanma ve O'na tapınma ihtiyacı, manevî ihtiyaçların başında gelmektedir. Kur'ân-ı Kerim, daha insanlar yaratılıp bu dünya hayatları başlamadan önce, Allah Teâlâ'nın, onlara ait özleri (zürriyetlerini) huzuruna alıp "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorduğunu, onların da "Evet, Rabbimizsin" cevabını verdiklerini bildirerek ezelde vâkî olan bu sözleşmenin (ahit, mîsak) din duygusu ve inanma ihtiyacı olarak insan fıtratında var olduğuna, din duygusu ve ihtiyacının fıtratın gereği bulunduğuna işaret etmektedir. İnsanların pek çoğu bu ihtiyaçları gerçek mânâda ve yeterli ölçüde tatmin edilmediğinde bunalıma düşmekte, en azından mutlu olamamaktadırlar. Farazî olarak bunalım ve mutsuzluk sözkonusu olmasa bile insana mahsus tekamül yolculuğu güdük ve eksik kalmakta, eşi bulunmaz ömür sermayesi değerliye değil, değersize ve geçici (fânî) olana sarf edilmiş olmaktadır.
3. İnsan aklı, insanın bilgi kapasitesi bütün varlığı, farklı bilgi kapasitelerine göre bilinmesi mümkün olan her şeyi bilmeye yeterli midir? Bu soruya dinlerin, iman ehlinin ve dindarların verdiği cevap "Hayır, yeterli değildir, insanın bilgi kapasitesini aşan alanlarda aşkın bir kaynaktan gelecek bilgiye, irşâd ve hidâyete ihtiyaç vardır..." şeklinde olmuştur. Kant metafiziği inkâr etmek yerine, insandaki bilgi kapasitesinin dışında kaldığını ifade ederken Viyana okulu gibi neo-marksistler, bilinemeyenin yok ve saçma olduğunu ileri sürmüşler, aydınlanma dönemi konuyu, "dinî toplum hayatının dışına atmak, insanın bilmek ve yaşamak için dîne muhtaç olmadığını, beşerî aklın ve bilgi kâbiliyetinin insana yeterli bulunduğunu ilân etmek sûretiyle" kendince çözüme bağlamıştır. Post-modern dönemin düşünürleri rasyonalizm ve aydınlanmanın bilgiç ve dik başlı tavrına karşı çıkmışlar, insanın bilemediği şeylerin ve çözüme kavuşturamadığı problemlerin varlığından söz etmişler, ancak bilmek ve çözmek için dîne dönmemişler, bir yol ve yöntem de sunamamışlardır.
İnsanların dün bilemedikleri ve bu sebeple yok saydıkları/sandıkları birçok şeyin bugün bilinir hale geldiği ve insan hayatına girdiği düşünülürse; "bilinmeyeni yok sayma" düşünce ve yaklaşımının tutarsız olduğu ortaya çıkar. Varlığı "bilimsel" olmayan yollardan bilinen, bilimsel metodlarla isbat ve deney alanına sokulamayan metafizik varlıklar göz önüne alındığında, ileriye dönük olarak da beşerî-ilmî buluşların ve bilişlerin ötesinde kalacak hakikatlerin ve varlıkların olduğunu kabûl etmek gerekecektir. Konu yalnızca bilgi ile de sınırlı değildir. Sosyal hayatın sağlıklı, fıtrata uygun ve olabildiğince insana mutluluk sağlayacak bir şekilde/düzende yürüyebilmesi için de, aşkın bir irşâda ve hidâyet kaynağına, insan aklını test eden ve ihtiraslarını kontrol eden bir üst mîzana ihtiyaç vardır. Kur'ân-ı Kerim'in deyişiyle " Hayır, insan kendini kendine yeterli sandığı için başkaldırıp sınırları çiğner; Rabbine dönmek (O'nun irşâdına başvurmak) kaçınılmazdır" ( Alak: 96/6-8).
Bu üç noktadan dînin geleceğine bakıldığında insanlar bu fıtratlarıyla var oldukları müddetçe dînin de varolacağını söylemek akla ve bilime ters düşmez. A. Compte "insan fıtratı" unsurunu ihmâl ederek, meseleye yalnızca bilgi ve aydınlanma açısından bakmış, bilimin hâkim olmasıyla geleneksel dînin ortadan kalkacağı kehânetinde bulunmuştu; bu kehânet tutmadı. Halk ve aydınların önemli kısmı bir yana mûcitler, kâşifler ve Nobel ödüllüler arasında bile dindarların bulunduğu bir gerçektir. "Medeniyetin sonu" tezi de -dînin toplum hayatından çıkacağını öngören kısmı bakımından- tutmayacaktır; çünkü Batı'da dînin hayata dönmesinden, "Tanrının İntikâmı"ndan söz edilmektedir. Batı uygarlığı ve toplumları dîni birey düzeyine indirmişlerse de, dînin toplumsal gerçekliğini ortadan kaldıramamışlardır. " "Dîne dayalı medeniyet ve kültürlerin çatışması" tezine karşı da, "dinlerin özde birliği" tezi vardır ve dinler arası diyalog çağrıları yapılmaktadır.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler