www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Başını Örtenlerin Beyin Göçü
Türkiye'den çeşitli sebeplerle önemli
ölçüde beyin göçü olmuştur; kazancını beğenmeyenler, akademik hayatla bağdaştırılması mümkün olmayan özgürlük kısıtlamalarından rahatsız olanlar, ilim ahlâkına aykırı kayırmalar veya hak gasplarından zarar görenler, bekledikleri takdir ve teşviki bulamayanlar... o güzel beyinlerini başka ülkelerde, başka milletlerin yararına kullanmak ve kullandırmak üzere ülkemizi terkedip gitmişlerdir. İrtica bahanesiyle insanımızı bölenler; dindarlara "irticâ" yaftası takanlar ve bu yaftayı taktıkları gerçek ve tüzel kişileri "yeşil" ile ifade edenler, son birkaç yıl içinde ülkemize bir kötülük daha yaptılar; yeşil diye niteledikleri sermaye başka ülkelere göç etmeye başladı, milyarlarca dolarlık ekonomik hareket ve üretimden -ülkemiz bu kadar ihtiyaç içinde iken- başka ülkeler yararlanıyorlar. Bu iki olayda iki tarafa yönelik tenkitler, farklı değerlendirmeler ve beklentiler olabilir. Ama biz bu yazıda daha başka bir beyin göçünden söz etmek istişyoruz: "Başını örterek okumak isteyen dindar kızlara bu imkân verilmediği için, çareyi başka ülkelere giderek okumakta bulmaları ve muhtemelen önemli bir kısmının, tahsili tamamladıktan sonra da bu ülkelerde kalarak hizmet üretecek olmaları" şeklindeki beyin göçünden. Bu beyin göçü yalnız başını örten dindar kızlarımızla da sınırlı değil; aldıkları puanlar kuşa çevrilerek, hakları açıkça yenerek kazandıkları (aldıkları puan hakkaniyete uygun değenlendirilseydi kazanacakları, bu mânâda potansiyel olarak kazandıkları) üniversitelere alınmayan İmam Hatip Lisesi mezunu (diğer meslek liselerinden mezun olanlar da böyledir) erkek öğrenciler de bu öğrenci/beyin göçüne katılmışlardır.
Bizim ülkemiz, ehliyetsiz yöneticiler ve ideolojik saplantılar yüzünden büyük garâbetler yaşmaktadır. Bir yandan elimizde torba (şimdi çanta) kapı kapı borç veya bağış para arıyoruz, üç kuruşluk mal satabilmek, turizmden biraz döviz elde edebilmek için nice fedâkârlıklara katlanıyoruz, öte yandan eğitim sektörünün bir gelir kaynağı olduğunu göremiyor, buradan önemli kayıplara uğruyoruz. Bu kayıplar hem yabancı öğrenci sayısını arttıramamak hem de kendi çocuklarımızı başka ülkelerde okumaya mecbûr hale getirmekten kaynaklanıyor. Halbuki İngilizce öğretim veren ülkelerle, ekonomik ve kültürel menfaat pazarında rekâbet edebilmek ve talebe çekebilmek için Fransızca ve Almanca öğretim yapan ülkeler, öğrenci kabûlünde ve öğrenim harcında kolaylıklar getiriyor, daha başka teşvikleri de devreye sokuyorlar.
Geçen yıl bazı sivil kuruluşlar ve daha ziyade gayretli velîler sâyesinde, başörtüsü kullandığı veya İmam Hatip Lisesinden mezun olduğu için Türkiye'de mağdur edilmiş üçyüze yakın erkek ve kız öğrencimiz, Avusturya gibi öğretim dili Almanca olan ülkelere gittiler. Bazı bağnaz laikçilerin engelleme teşebbüsleri başarılı olmadı, Avrupa zihniyeti bu bağnazlıkları hayretle karşıladı, öğrencileri kabûl ettiler, hem ekonomik katkılarından yararlanıyorlar hem de kendi dil ve kültürlerine adam kazanıyorlar. Bu yıl için Fransa kapısını da açmak için teşebbüsler yapıldı. Bir daha hatırlatalım ki, Almanya, Avusturya, Fransa üzerinde durmalarının sebebi ekonomiktir; çünkü bu ülkelerde üniversite parasızdır ve hayat da nisbetem ucuzdur. Bir örnek vermek gerekirse geçen yıl (2000-20001 ders yılında) Avusturya'da dört öğrenci bir ev tutar ve üniversitede okursa her birinin aylık gideri 200 dolar civarında oluyordu.
Elbette ideal, hattâ normal olan her öğrencinin kendi ülkesinde okuması, alacağı öğrenimin, dünya ile rekâbet edecek düzeyde olmasıdır. Biz bunu her şeyden önce kültür ve ekonomi yönünden gerekli görürüz. Ancak öğrenci/beyin göçünün ülkemizde, ideolojik ayrımcılıktan başka sebepleri de var. Vaktiyle bir Fransız lisesinde öğretmenlik yapmıştım. Oldukça kaliteli bir öğretim yaplıyor ve iki dil öğretiliyordu. Son sınıf öğrencileri yılın başından itibaren, hararetli bir şekilde yabancı ülkelerin üniversiteleriyle yazışmaya başlar ve her biri birkaç üniversiteden kabûl almaya uğraşırlardı. Kendilerine niçin ülkemizde yüksek öğrenim yapmak yerine başka ülkelere gitmek istediklerini sorduğumda, "öğrenim kalitesini, burs imkânlarını ve mezun olduktan sonra iş bulma şansını" gerekçe göstermişlerdi. Cumhuriyet döneminde eğitim ve öğretim hayatımızda devrimler yapıldığını, büyük başarılar elde edildiğini söyleyerek boş yere öğünenlerin bu durum karşısında utanç duymaları gerekiyor. Bunca emeğe, bunca masrafa rağmen, ilme ve öze değil, ideolojiye ve şekle ağırlık verildiği için elde edilen sonuç, ancak mecbûr olanın, başka çaresi bulunmayanın ülkede kalması, yüksek tahsilini burada yapması oluyor. İmkânı olanlar isteyerek, öğrenim hakkı elinden alınanlar da istemeyerek yurt dışına gidiyorlar. Bu durum karşısında oturup düşünmesi, yanlış yoldan dönmek için çareler araması gerekenler, üniversite öğreniminin seviyesini Batı'nın başarılı üniversiteleri düzeyine çıkarmak için tedbir alacak yerde, başörtüsünü birinci mesele yapıyorlar, rektörleri, dekanları, öğretim üyelerini bu bakımdan değerlendiriyor, takdir veya tekdir ediyorlar!
Bu ülke bizim. Biz derken inancı ve hayat tarzı ne olursa olsun bütün vatandaşları kastediyorum. Kimseyi dışlamıyorum. Ama bu ülke vatandaşlarının büyük ekseriyetinin müslüman olduğunu ve bunların %80'e yakın çoğunluğunun da "isteyen başını örtsün, isteyen açsın; devlet bu işe karışmasın" dediğini bilimsel araştırmalara dayalı olarak biliyorum. Bu durum karşısında ideolojik saplantı ve ayrımcılıkta ısrar edenlere şunu hatırlatmakta yarar görüyorum: Girdiğiniz yol yanlıştır, çağdışıdır, İslâm'a olduğu gibi insan haklarına ve demokrasiye de aykırıdır. İnsanları böyle tedbirlerle tektip (inancı, dünya görüşü, hayat tarzı aynı) hale getiremezsiniz, milletin birlik ve beraberliğini sağlamak için -eşyanın tabiatına aykırı ve imkânsız olan tektipleştirme yerine- başka modeller, yöntemler yollar ve alınacak tedbirler vardır. Bunları başında sosyal ve hukukî adâlet, özgürlük, hoşgörü ve "ortak kültür, tarih ve menfaatler"e bağlı bir ortak bilinç oluşturmak gelir.
Karşı taraf bu öğütlere kulak asıncaya ve aklın, sağduyunun, insafın emrettiği yola girinceye kadar dindar müslümanlara düşen vazife, ülkemizde mağdur edilen çocuklarını okutmak için gerekirse yurtdışı imkânlarından yararlanmak, bu durumda olan öğrencilere de yardımda bulunmaktır. Allah'a şükür hali vakti iyi veya orta birçok müslüman var; bunlar birer ikişer gencin yurtdışında öğrenim masrafını üstlenseler binlerce mağdur kızımız ve oğlumuz iyi seviyede öğrenim görebilirler ve şundan emin olalım ki; bunların büyük bir kısmı ülkelerine geri döner, beyinlerini bu aziz milletin hizmetine sunarlar.
Bütün imkân sahiplerini bu iki başlı hizmet yarşına davet ediyorum.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler