www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İslâm’da akıl ve bilim [Önceki iki yazının devamı]

Vahyi reddederek akıl ve bilime sarılalım diyenler Türkiye’de konuştuklarına göre İslam vahyini kastediyor olmalılar. Bu baylar ve bayanların, hangi vahyin (âyetin veya sahih hadisin) aklı ve bilimi reddettiğini, akıl ve bilim ile çeliştiğini de açıklamaları gerekmez mi? Biz kesin olarak biliyor ve söylüyoruz ki, İslam vahyi inancın akla dayandırılmasını istiyor; yani Allah, vahyinde (Kitabında) öyle dediği için değil, aklın da aynı sonuca ulaştığı için inanılmasını istiyor. İslam inancında akıl ile çelişen hiçbir alan yoktur. Tabii hemen ilave etmek gerekir ki, akıl ile çelişmek başkadır; bir konunun, aklın bilme alanına girmesi başkadır. Mesela insanın, ölümden sonra da devam edecek olan bir ruhunun bulunduğuna inanmak akıl ile çelişmez, aklın kesin hükümlerine aykırı değildir, ama akıl, yapısı gereği bunu tek başına bilemez, idrak edemez. Bir mümin ruha inandığı zaman aklı ile ters düşmez, onun yeterli olamadığı bir alanda başka bir kaynaktan bilgi edinmiş ve buna inanmış olur.

İslam dininin insanlara sunduğu, teklif ettiği konuları, “iman, ibadet, ahlak ve dünya hayatını bu üç esasa uygun, onlarla ahenkli bir şekilde sürdürebilmek için gerekli görülen hayat kuralları ve tavsiyeler” olarak dört alanda görmek mümkündür. İslam bu alanların hiçbirinde aklı (Bu bilimi de demektir.) dışlamamış, aklın kesin hükmüne aykırı bir yol tutmamıştır. Hemen işaret etmem gerekir ki, burada akıl derken, bütün akıl sahiplerinin üzerinde birleştikleri “aklın kesin hükümlerini ve ilkelerini” kastediyorum. İslam, aklın özdeşlik, çelişmezlik gibi bu ilkelerine aykırı hiçbir bilgi, inanç ve teklif getirmemiştir.

İslam inancını anlatan kitaplarda bilginin kaynağı “havâss-i selîme, haber-i sâdık ve akıl” olarak belirlenmiştir; yani sağlam duyu organları, sahih vahiy bilgisi ve akıl. Yine İslam düşüncesinde kural haline gelmiş olan bir ifade vardır: “Sahih (kaynağına; yani Allah’a ve peygambere ait olduğu kesin bulunan) vahiy ile apaçık ve kesin akıl hükümleri arasında çelişme olmaz. Eğer böyle bir görüntü varsa önce araştırma yapılır; nakil (vahiy ile gelen bilgi) sahih, aklın bilgi ve hükmü de açık ve kesin ise vahiy (âyet ve hadis) tevil edilir; yani yorumlanır, ilâhî maksadın ilk bakışta ve sözün sözlük manasından anlaşılan olmadığına, ortada mecazi, temsili bir anlatımın bulunduğuna hükmedilir.

İbadetler akıl ve bilimin alanına girmez; bunlar mümkinler alanına girer, akla ve bilime aykırı olmaz, ama akıl ve bilim, öz ve şekil olarak ibadet hakkında “doğru, yanlış; iyi, kötü” diye hükümde bulunamaz. Allah kendine nasıl ibadet edilmesi gerektiğini yalnızca kendisi bilir, bunu vahiy ile bildirir, inananlar da bildirileni yaparak kulluğu gerçekleştirirler.

Ahlak doğru ile değil, iyi ve kötü ile ilgili olan alandır; burada da bilim değil, din ve felsefe söz söyler; farklı ahlak anlayışlarının akla ve bilime aykırı olduğunu söylemek çok tartışma götürür.

Ferdi ve toplumu ile insanların dünya hayatında, birbirleriyle ve tabiatla ilişkilerinde nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusundaki vahiy açıklamaları, vahyin (dolayısıyla dinin) bütünü içinde faydalı ve zararlı olma esaslarına dayanır. Başka bir inancın, kültürün, sistemin faydalı bulduğunu İslam zararlı, zararlı bulduğunu da faydalı bulabilir; buna “akla ve bilime aykırı” damgası vurulamaz; çünkü bu alanda aklın ve bilimin kesin hükümleri olamaz; din, kültür, medeniyet, ihtiyaç... farklarına dayalı farklı ve tartışılabilir hükümleri olur.

İslam başka dinlerde bulunmayan ölçüde ictihada yer vermiştir. İctihad, vahyi anlama, yorumlama, açıklanmamış konuları açıklananlara kıyas ederek sonuca varma ve neyin, nerede, ne zaman faydalı veya zararlı olduğunu objektif ölçütlere, dinin genel amaçlarına göre belirleme, buna göre vahyin, amacına uygun olarak uygulanmasını bir manada akıl ile kontrol etme şeklinde yürütülür. Şu halde ictihad, akıl ile vahyin birlikte devrede oldukları bir beşeri faaliyettir.

Bilgi eksikliği veya inanç farkı yüzünden akıl ile vahyi kaşı karşıya getiren ve birini dışlayarak yoluna devam etmek isteyenlere, gelecek yazıda, tek yol gösterici olarak teklif ettikleri akıl ve bilimin bu işe ne kadar yarayabileceği, yüzyılın son çeyreğinde akıl ve bilimin mahiyet ve sınırları konusundaki görüş ve değerlendirmelerin nasıl değiştiği hususunda, bazı çağdaş bilim adamlarının düşünce ve ifadelerini nakledeceğim.

31.12.2017


BU MAKALENİN SESLİ VİDEOSU VARDIR:



VİDEO DIŞ BAĞLANTISI İÇİN BURAYA DOKUNABİLİRSİNİZ.


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Makale Listesi