www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Anayasa ve laiklik tartışmaları (2)

Demokrasinin İslâmîsi olur, ama laikliğin İslam'a uyarlanması mümkün değildir. Bunu yapmaya çalışanların hem laikliği hem de İslam'ı bozarak yaptıklarını görüyorum ve bunun teoride ve pratikte geçerliği olmayacağını düşünüyorum.

Yukarıda kurduğum cümle benim düşüncem ve inancımdır. Bir şahsın düşünce ve inancını açıklaması başkadır, bunun topluma teklif ve tahmil edilmesi (yüklenmesi) başkadır. Demokrasilerde birincisi için imkan vardır, olmalıdır ve bundan kavga da çıkmaz, çıkmamalıdır. Ama ikincisi böyle değildir; halkının da pek çoğu ile birlikte seküler demokrasiyi benimsemiş olan bir ülkede gerçekleri ve şartları kaale almadan ikide bir de “laikliği kaldırmaktan, şeriat düzenine geçmekten” söz etmek, “Kur'an'a dayalı bir anayasa metni hazırlayarak bunun kabulünü ilgili mercilerden talep etmek” en yumuşak bir ifade ile söyleyeyim “akıl kârı değildir”. Biz bu filmi daha önce de izledik, sonu hüsran oldu, kazanımların kaybı oldu, bir daha toparlanabilmek için yılları vermek gerekti ve gerekiyor.

Şeriat düzeni isteyenlerin bu düzeni uygulamaya kendilerinden başlamaları gerekiyor. Önce Müslümanım diyenler gerçek manada ve bütünüyle Müslüman olacaklar, olmak için ellerinden geleni yapacaklar. İşleri, davranışları, işlemleri, hayatları -şartların elverdiği kadar- tamamen İslâmî olacak. “İslâmî olanı” olmayandan ayırmak için herkes müctehid kesilip hüküm vermeyecek, âlim ve âmil insanlardan oluşan heyetler bulunacak ve bu heyetlerden çıkan bilgiler, fetvalar, rehberlikler Müslümanların yoluna ışık tutacak. Bir ülkede bu nitelikleri taşıyan Müslümanların sayısı yeterli noktaya gelince sıra şeriat istemeyenleri, İslam'ı doğru anlatarak ikna etmeye gelecek. Diyelim ki, yeterli sayıda insanı ikna etmek mümkün olmadı “şiddete, baskıya, silaha sarılarak”, bunun kaçınılmaz sonucu olacak iç savaş ve çatışma çıkararak amacı gerçekleştirme yolunu seçmek de yol değildir. Bırakın bugünün Türkiye'sini ve dünyasını, asırlarca öncesinde bile İslam alimleri (fukaha), İslam'dan sapan yönetimi yola getirmek isyansız ve silahsız olmuyorsa “iç savaş, kargaşa, düzenin bozulması, daha büyük zararlara uğranılması” manasındaki “fitne”ye sebep olmamak için sabredip beklemek gerektiğini söylemişlerdir.

Bugün samimi ve akıllı Müslümanların yapacağı iş/hizmet, fert ve aile olarak iyi Müslümanlar olmaya çalışmak, uygun olan her aracı kullanarak halka İslam'ı anlatmak, öğretmek, yaşamalarına yardımcı olmaktır. Bugün insanların zihniyet ve ahlakını etkileyen amillerin “İslamlaşma” faaliyeti bakımından büyük engel olduğunu ben de biliyorum ve defalarca yazdım, ama bunu kısa sürede değiştirmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini de bilmemiz gerekiyor. Koskoca Sovyet Rusya imparatorluğunu transistörlü radyonun yıktığı söylenir, bunu unutmamak gerekiyor. İletişim sınırlarını dünyaya kapatan, kapattığını sanan ülkelerin halklarına bakın, nasıl dünya ile iletişim kurmanın ve etki yüzünden şiddetlenen tepki ile daha ziyade bu çekime kapılmanın içine düştüklerini görün. Bu modern Deccal'ın hakkından gelmenin yolu safları sıklaştırmaktır, uygun çevreler oluşturmaktır, eğitimi sağlam bilgiye dayanarak yapmaktır, iletişim ve bilişim araçlarının içini kendimize ait olanla doldurmaya yönelmektir.

Bu satırları Sayın Meclis Başkanına kasten yamanan sözler sebebiyle yazmadım, o maksadını açıkladı, aşağıda birkaç cümlesini yazacağım. Yazımın sebebi yüzme bilmediği halde denize, paçaları sıvamadan dereye girmeye kalkışanlardır. Maksadım denenmişi tekrar denemeyi önlemeye yardımcı olmaktır.

Sayın Başkan maksadını yazılı olarak şöyle açıkladı:

«Konuşmamın bütününde 1937 yılında anayasaya kelime olarak dercedilen laikliğin tanımının yapılması gerektiğine vurgu yaptım.

Bu kavram siyasi hayatımızda ve yargısal uygulamalarda bireysel ve toplumsal hak ve özgürlükleri sınırlayıcı, yok edici bir araç olarak kullanılmıştır ve ciddi mağduriyetlere yol açmıştır. Bu haksızlıkların en temel sebebi laiklik kavramının tanımının yapılmamış olmasıdır. Mevcut anayasamızda Türkiye'nin, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmekte ancak laikliğin tanımı yapılmadığından, din ve vicdan hürriyeti kavramları da tartışmaların ortasında yer almaktadır. Yersiz, lüzumsuz ve halkı kamplaştırıcı tartışmaların önüne geçmek için, laiklik kavramı, kötü niyetli yorumlara yol açmayacak şekilde, açık ve net bir biçimde tarif edilmeli, istismar edilmesinin önüne geçilmelidir. Esasında; laiklik her türlü din ve inanç mensuplarının ibadetlerini özgürce icra etmelerini, dini kanaatlerini açıklayıp bu doğrultuda hayatlarını tanzim etmelerini güvence altına alır. Bu bakımdan laiklik, özgürlük ve toplumsal barış ilkesidir. 'Anayasanın dindar olması' beyanımdaki kastım; hiçbir ayrım yapmaksızın din ve vicdan özgürlüğünün anayasamızın lafzı ve ruhu ile güvence altına alınmasını sağlamayı temenni etmektir.»

Ve Başkanın maksadı laiklikle İslam'ı bağdaştırmak değil, herkes ve her kesim için en geniş ölçüde din ve düşünce hürriyetini sağlamaktır.

08.05.2016

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi