www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Birlik bağımsız alimlerden başlamalı

“Bütün gönlünüzle O’na yönelin, O’na saygısızlıktan sakının, namazı kılın ve şirke sapanlardan, dinlerini parçalayıp her bir grubun kendindekini beğendiği fırkalara ayrılanlardan olmayın” (Rum,30/30-32).

Bu âyetin gösterdiği “birlik” hedefi ve yasakladığı tefrika, bölünme, parçalanma, her bir parçanın kendini ve kendindekini beğenmesi, yegane hak gibi kabul edip başkalarına kulak vermemesi... benzeri birçok âyette ve hadislerde tekrarlanmıştır.

Müslümanların tarihine bakıldığında insanın şöyle diyesi geliyor: “İslam ne demiş ise Müslümanlar onun tersini yapmaya yönelmişler, ümmeti sahih İslam’a çağıran büyük alimler, sûfîler ve davetçiler ise çoğu zaman kenarda kalmışlar, hatta eziyete duçar olmuşlardır.”

Ümmetin, bölünme, parçalanma ve düşmanı bırakıp birbiri ile savaşmaya yönelme gibi sapmaları yüzünden uğradığı zarar, Müslüman olmayan toplulukların onlara yaptıklarından daha büyük olmuştur. Hz. Osman ve Ali (r.a.) devirlerinden başlayarak Abbasi, Selçuklu, Osmanlı ve diğer Müslüman devletlerin tarihini bir düşünelim; eğer bu devletler birleşse idiler, birbiri ile savaşmasa idiler bugün dünya bir başka dünya olurdu.

Peki çok kere din alet edilerek icra edilen bu faciaları dinin alimleri niçin engelleyemediler?

Bu sorunun cevabı bir kitap tutar, ama birkaç sebebe temas etmek de faydadan hali değildir:

* Bazı alimler ümmetin, hakkın, adaletin alimleri olacak yerde devletlerin, grupların alimleri oldular ve fetvalarını da bu kötü aidiyete dayalı olarak verdiler.

* Hakkın ve adaletin yanında olan alimler dışlandılar, iftiralara ve işkencelere uğradılar.

* Tahkik yerine taklid, mezheb ve grup taassubu hakim olduğu mekan ve zamanlarda alimler sonu gelmez ihtilaflara, tartışmalara, her bir grup kendinde olan, kendine ait bulunan ile sevinmeye, yetinmeye, yalnız onu hak bilmeye yöneldiler. Bu durum da ümmetin birliğini engelleyen amiller arasında yer aldı.

Olan oldu, şimdi 21. Yüzyıl'da yaşıyoruz, yine Elhamdülillah dinimiz İslam, ama ümmet parçalanmış, bir İslam devleti yerine elliden fazla “ulus devlet” türemiş, aralarında dostluk, kardeşlik, dayanışma yok gibi; dünya menfaati belirleyici amil, menfaat gerektirdiği zaman Müslümanlara karşı kâfirlerle işbirliği yapıyorlar. Kimi sağcı kimi solcu olmuş, kimi Ruslardan yana kimi ABD’den, kiminde krallar ve despotlar hakim, kimi sözde demokrat... Tamamında da alimler var, sözde şeriatı uygulayanlar, anayasalarında “İslam devleti” yazılı olanların da alimleri var. Ama bu alimler o ülkelerdeki “münkere, İslam’a aykırı gidişe” ses çıkarmıyor veya çıkaramıyorlar, ses çıkaranlar da dışlanıyorlar.

Ümmetin muhtaç olduğu alimler birliği, İslam’dan başka her emre, cazibeye ve menfaate karşı bağımsız alimlerden oluşan birliktir. Bu alimler belli bir sözde devlete değil, ümmete ve hedefte olan ümmetin devletine ait olmalıdırlar. Yaşadıkları toprak parçası neresi olursa olsun aralarında birlik ve irtibat kurmalı, ısrarla ümmete yol göstermeli, yanlış batıl, zulüm her kimden ve nerede sadır olursa olsun ona karşı çıkmalı ve seslerini duyurmalıdırlar.

Buraya kadar yazdıklarıma bir örnek ve bir uygulama alanı olarak Dayiş karşısındaki tavrı önünüze koyuyorum. Bu ümmetin başına bela olan grubun da “alimleri” var, ayrıca onlarla grup bağı bulunmadığı halde lehlerinde konuşan alimler de var.

Ama Merkezi Kanada’nın Alberta eyaletine bağlı Calgary kentinde bulunan Kanada Yüksek İslam Konseyi’ne üye 38 İslam alimi, ayetlere ve hadislere dayanarak Dayiş’in 10 eyleminin İslam’a aykırı olduğunu ilan ettiler: “Müslüman ya da gayrimüslim, kendilerine karşı olanların kafalarını kesmek, Dayiş’in yaptıklarını kabul etmeyenleri öldürmek, camileri yıkmak, peygamber ve evliyaların türbelerini yerle bir etmek, insanları evlerinden ve yurtlarından sürmek, Dayiş’e karşı çıkan İslam alimlerini öldürmek, Müslüman kadınları Dayiş elemanları ile evlendirmek, insanları canlı canlı yakmak, yakaladıklarına işkence etmek, insanları yüksek binalardan atarak öldürmek.”

Konsey’in fetvasına göre, “Bu eylemleri cihad olarak değerlendirmek kesinlikle yanlıştır. İslam fıkhında cihadın şartları vardır. Cihadda, kadınlara, çocuklara, yaşlılara, hastalara, kimsesiz düşkünlere dokunulmaz, ağaçlara zarar verilmez, sular kirletilmez, başka dinlere ait mekanlara zarar verilmez ve hiç kimse İslam’a girmeye zorlanmaz. Çünkü Peygamberimiz böyle yapmış ve emretmiştir”’ hükümlerine de yer verdiler.

Ben bu konularda benzer görüşlerimi yazmıştım. Vasıflarını sıraladığım ümmetin alimlerini bu konuda konuşmaya, eğer farklı görüşleri varsa bir araya gelip müzakere etmeye davet ediyorum.

Ümmetin alimler birliği belki (inşallah) böyle başlar ve gelişir.

13.03.2015

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi