www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Kadrolaşma

Geniş manada (siyasi ve ideolojik) muhalefetin iktidara yönelttiği tenkitlerden biri de kadrolaşmadır. İddiaya göre AK Parti iktidarı devletin önemli veya önemsiz kadrolarına kendi (partilerini tutan veya dindar olan) adamlarını atıyor, daha layık oldukları halde kendilerinden olmayan vatandaşları atamıyormuş.

Bu itirazın cevabını vermek elbette bana değil, iktidara düşer. Burada ele almak istediğim konu, muhalefetin tenkidine iktidar adına cevap vermek değil, gelmiş geçmiş iktidarların ve devletin özerk, bağımsız kurumlarının kadrolaşma hususundaki tutumlarıdır.

"Dinime dahleyleyen bari müselman olsa" demişlerdir; yani "dinimi, dindarlığımı tenkit eden kimsenin kendisi müslüman olsa canım yanmaz" denmek isteniyor.

Çok partili demokrasiye geçmeden önce yalnızca memurları değil, milletvekillerini bile parti tayin ediyordu ve tabii kendinden olanları seçiyorlardı.

Çok partili demokrasiye geçtikten sonra istisnasız bütün partiler, iktidara geldiklerinde kendilerinden olanları işbaşına getirmiş, az veya çok kadrolaşma yapmışlardır. Kanunlara uygun olduğu takdirde bunu engellemek de mümkün değildir; çünkü siyasetin ve ideolojinin ahlakı ve vicdanı özeldir.

Gelelim 1982 Anayasası'nın başımıza (daha doğrusu demokrasinin başına) bela ettiği, egemenlikle ilgili 6. maddenin demokrasiye aykırı yorum ve uygulamaları ile ortaya çıkmış bulunan özerk veya bağımsız kurumlar ile cumhurbaşkanına ait ölçüsüz yetkiden doğan kadrolaşmalara.

Bunların içinde en göze batanları YÖK üyeleri, başkanı, rektörler, dekanlar, öğretim üyeleri, Anayasa Mahkemesi üyeleri, yargının diğer kademelerindeki kadrolaşmadır.

Halkın, ülkeyi yönetmek üzere seçtiği Meclis ve iktidar bir yanda, bu "devletin yetkili organları" bir yanda. Birincilere güven yok; bu sebeple bazı kurumlar onların (siyasetin, siyasi iktidarın) etki ve yetki alanlarının dışına çıkarılmalı. Peki bu "dışarıya, dışta kalanlara" kim güveniyor. Bu dışta kalanlar yetkiyi kimden alıyor? Bunları kim, nasıl denetliyor? Yanlış yaptıklarında kim, nasıl engelliyor? Bu soruların makul, ikna edici, demokrasiye uygun cevapları yoktur; teoride varsa uygulamada yoktur.

"Cumhurbaşkanını -halkın seçtiği- Meclis seçiyor; şu halde yetkisini milletten alıyor" denebilir. Son on cumhurbaşkanına bakın, bunların kaçı sivildir ve Meclis bunları, çaresizlikten değil de serbest iradesiyle seçmiştir?

Son cumhurbaşkanının atama ve engellemelerine de bir bakın; bunlarda ideolojik ayrımcılık ve kadrolaşmanın en açık, tartışmasız, herkesin dilinde olan sayısız örneklerini görürsünüz.

Yargıda ve üniversitelerde ideolojik (dindarlığa karşı) bir kadrolaşma açık ve kesin olarak vardır.

Kadrolaşma iki şekilde gerçekleştirilir: 1. Belli bir ideolojiyi ve dünya görüşünü benimsemiş olanları iş başına getirme. 2. Bazı (mesela dindar; namazında niyazında, özel hayatında helal haram ayrımı yapan...) vatandaşların önemli mevkilere gelmelerini engelleme. İşte bu iki manada kadrolaşma, yetkisini milletten almayan, denetlenemez, sorumsuz "yetkili makamlar ve organlar" tarafından devamlı yapılmaktadır ve bu kadrolaşmanın sayısı ile önemi, siyasi kadrolaşmanın çok üstündedir.

Hem yapıp hem de başkalarını suçlayanlar bazen aynaya baksalar ülkemiz için hayırlı olacaktır.

25 Mayıs 2007
Cuma

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi