www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Kafalar karışmasın

İnancına uygun yaşamayan veya yaşayamayanların zaman içinde inançlarını yaşantılarına uydurdukları, böylece yaşadıkları gibi inanmaya başladıkları bir gerçektir. İnanç "dini inanç, iman" olunca bunun, sapmış yaşantıya uydurulması demek dini inancın bozulması demektir. Zaruretler yüzünden de olsa İslam'a uygun düşmeyen düzenlere, düzenlemelere, hayat tarzlarına tahammül etmek, giderek buna razı olmaya, rahatsız olmamaya, hatta onları meşrulaştırmaya sebep olabilir. İslam'a göre zaruretler bazı yasakları geçici olarak kaldırır; bu da Müslümanları sıkıntıdan kurtarır, önlerini açar, ama "zarurete dayalı hüküm ve durum"un, normal hüküm ve durum olarak kabul edilmesi, benimsenmesi caiz değildir.

İnsan hak ve özgürlüklerine saygı göstermeyen totaliter bir rejim yerine kısmen de olsa hukuka riayet eden, bu arada özgürlükleri din ve ahlakın aleyhine genişleten liberal demokrasi tercih edilir; ama Müslümanların bu tercihleri -daha iyisine ulaşmadıkları zaman ve sürece- zarurete, kötünün iyisini tercih esasına dayanır. İslam'a göre ideal olan, hem fert hem de toplum olarak Kur'an ve Sünnet'e dayalı bir hayattır. Toplum içinde İslam'a inanmayanlar kendi inançlarını hür olarak yaşarlar ve bugün insan hakları belgelerinde yer alan kâmil din özgürlüğünden yararlanırlar. Müslümanlar ise özgürlüklerini, dinin sınırları içinde kullanırlar.

Çoğulculuktan maksat "herkesin doğrusu, iyisi, hakikati kendine göredir, bunların mutlak olanı yoktur" manasında felsefi çoğulculuk ise bunun İslam ile bağdaşmayacağı açıktır. İslam'ın iyisi, doğrusu, hakikati mutlaktır, evrenseldir, bütün ilâhî dinler arasında ortaktır.

Yok çoğulculuktan maksat herkesin inandığı ve düşündüğü gibi yaşaması, kimsenin kimseye kendi inancını ve hayat tarzını dayatmaması manasında sosyo-kültürel çoğulculuk ise bu da ancak kısmen, bazı kayıt ve şartlarla İslam'a uyar.

Kur'an'a göre "velayet", insanların birbirlerinin veliler olmaları demektir. Veli başkasının, hukuki ve şahsi temsilcisidir. Veliyyü'l-emr (devleti temsil eden makam ve şahıs) de bütün Müslümanların ve gayr-i müslüm teb'anın velisidir. Gayr-i müslimlerin ne umumi (kamu alanında) ne de hususi ve şahsi olarak Müslümanları temsil etmeleri, ticaret, müteahhitlik vb. sırf dünya işleri dışında onlar adına hüküm vermeleri, karar almaları caiz değildir. Bu temel kurala göre de "birlik ve bütünleşme" ancak Müslümanlar arasında olabilir. ABD, AB gibi gayr-i Müslim devlet ve birliklerle belli alanlarda işbirliği yapılabilir, ama onların kültür, medeniyet ve farklı değerlerine tâbi olma sonucuna götürecek herhangi bir sözleşme -normal hallerde- meşru olmaz. Eğer buna bir zaruret varsa, birliğin sınırı da zaruretin miktarına göre belirlenir; mutlak ve sınırsız olmaz. ABD ile stratejik ortak olursak, güçlü ile zayıfın ortaklığının ne sonuç vereceği bellidir; onun stratejilerinin taşeronu olmak durumunda kalırız. Böyle yapmak yerine -en iyisi Müslümanların birleşerek dünyada caydırıcı bir güç teşkil etmeleridir ya, bunu yapamıyorlarsa- mecburiyetin ölçüsüne göre işbirliği yapılırsa azami fayda, asgari zarar elde etmek mümkün olabilir. AB ile bütünleşme de böyledir; gayr-i Müslim bir ülkeler topluluğuna, kültür ve medeniyet değiştirmeye varacak bir ölçüde bağlanır, bu mahiyette bir bütünleşmeye girersek "onları velî edinmiş oluruz". Onlar kendi değerleri ile bizi yönetir, hakkımızda karar ve hüküm verirler ki, bunun İslam'a aykırı olduğunu tartışacak bir bilen çıkmaz. Kendi inanç, ideoloji ve düşüncelerine uymayanlara hayat hakkı tanımayan dayatmacı güçlere karşı AB'nin hak ve özgürlük ortamından yararlanmak için ve ipin ucunu kaçırmadan bir birliktelik zaruret sınırlarına girebilir. Ama pirinç elde edeyim derken evdeki bulgurdan da olmamaya azami dikkat göstermek gerekir.

Son birkaç yazımda ortaya koymaya çalıştığım husus, Müslümanların "huzur, barış, adalet, hukuk ve hürriyet" içinde farklılarla birlikte yaşamak için inançlarından ve ona dayalı hayatlarından zaruret gereği taviz verdikleri, birçok taleplerinden şartlar icabı vazgeçtikleridir. Fakat ne yazıktır ki, onlar geriye çekildikçe karşı taraf ortaklığa bırakılan alanı da zaptetmekte, oraya da bayrağını dikip yeni hedeflere yönelmektedir. Dün herkes için şeriat isteyenler bugün yalnızca kendileri (dileyenler) için din hürriyeti talep ediyorlar, ama karşı taraf "sen de benim gibi olmadıkça bu ülkede barınamazsın, başka ülkeye git" diyebiliyor.

Belki bu seriden son olacak bir yazıda "niçin Müslümanlardan korkmak gerekmiyor" sorusuna cevap vermek ve bu çerçevede çare olabilecek teklifimi tekrarlamak istiyorum.

5 Mayıs 2006
Cuma

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi